Sermaye açısından bir kolaylık ve üretkenlik aracı olarak görülen yapay zekâ, canlı emeği üretim sürecinin dışına iterken kendi kâr kaynaklarını da tahrip eden bir infazcıya dönüşebilir.
Yapay zekâ insanlığı kitlesel işsizliğe mi sürükleyecek, yoksa kapitalizmin yapısal çelişkilerini mi derinleştirecek? Yazar Özcan Buze, aylık kültür, sanat ve edebiyat dergisi Berfin Bahar’da bu soruların izini sürdü.
“Yapay Zekâ: Tekillik ve Sermayenin İntiharı” başlıklı makalesinde Buze, yapay zekâyı (YZ) insanlık için tehdit oluşturan bağımsız bir özne olarak değil, kapitalizmin iç gerilimlerini hızlandıran bir üretici güç olarak değerlendiriyor. Metin, Karl Marx’ın emek-değer kuramına yaslanarak, YZ’nin canlı emeği sistemden uzaklaştırdıkça kâr oranlarını aşağı çekeceğini ve kapitalizmi bir tüketim bunalımına iteceğini ileri sürüyor.
Yapay zekâyı salt teknik bir ilerleme değil, Marksist ekonomi-politik çerçeveden ele alan sert bir ideolojik çözümleme sunan Buze, teknolojinin nötr olmadığını; onu kimin kontrol ettiğine bağlı olarak ya bir “felaket aygıtına” ya da bir “özgürleşme aracına” dönüşebileceğini belirtiyor.
Başka bir ifadeyle, işçi üretim sürecinden çıkarıldıkça sermayenin sömürebileceği canlı emek kaynağı kurur ve sistem kendi iç dinamikleriyle çözülmeye başlar. Eğer makineler her şeyi üretirse, gelirden yoksun bırakılmış kitleler bu ürünleri hangi imkânla satın alacaktır? Buze’ye göre sermaye kendi döngüsünü tüketmekte; üretimin otomasyonu pazarı, yani tüketiciyi ortadan kaldırma riskini taşımaktadır.
Özcan Buze’nin değerlendirmesi şu sözlerle devam ediyor:
İnsanlığın varoluş mücadelesi, doğanın yıkıcılığından nükleer felaket endişesine evrilmiş ve sonunda kendi yarattığı bir zihinsel kudretin tahakkümü altına girme sınırına dayanmıştır.
25 Haziran 2025 tarihli The New Yorker’da Kyle Chayka imzasıyla yayımlanan “A.I. Is Homogenizing Our Thoughts” başlıklı yazı ile MIT’nin güncel nörobilim araştırmaları, yapay zekânın yalnızca işlevsel bir yardımcı değil, düşünce biçimlerimizi standartlaştıran hegemonik bir etken olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak tartışmanın asıl kritik boyutu, emperyalist söylemin kitlelere bir “kâbus” olarak sunduğu o sözde otonomi anlatısında gizlidir. Bu inşa edilmiş korku anlatısı, makinenin insanı yaratıcı bir özne değil, sistemin işleyişine engel bir unsur olarak konumlandırdığı meşhur “Tekillik” (Singularity) anında doruğa ulaşır.
Bu metin, söz konusu teknolojik sahnenin arkasındaki sınıfsal dinamikleri açığa çıkarmayı ve yapay zekânın ekonomi-politiğini Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir Lenin ve Rosa Luxemburg’un düşünsel mirası doğrultusunda incelemeyi amaçlamaktadır. Unutulmamalıdır ki teknoloji nötr bir araç değildir; mülkiyet ilişkileri içinde biçimlenen bir güç aygıtıdır. Ve bugün bu aygıt, sahibine yönelmiş durumdadır.
Kardeş Haber: https://mavimanset.com/2026/03/01/marksist-perspektiften-yapay-zeka-kapitalizmin-can-simidi-mi-yoksa-sonunun-habercisi-mi/
01.03.2026 21:38








