Sessiz ilerleyen tehlike: Glokom görmeyi tehdit ediyor

Dünya Glokom Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kaya, “Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kişiyi etkiliyor. Ancak hastalık çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için birçok kişi durumun farkında değil. Oluşan hasar geri döndürülemez; bu nedenle 40 yaşından sonra her yıl düzenli göz kontrolü şart” ifadelerini kullandı.

Glokom, göz içi basıncının artması sonucu optik sinirlere zarar verebilen ve kalıcı görme kaybına yol açabilen bir hastalık olarak biliniyor. 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kaya, hastalığın çoğu zaman belirti göstermeden ilerlediğini vurguladı.

GÖZ SİNİRLERİNE KALICI HASAR BIRAKABİLİR”
Glokomun, göz içindeki basıncın optik sinirlere zarar vermesi sonucu ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Kaya, “Gözümüzde ‘humor aköz’ adı verilen bir sıvı bulunur. Bu sıvı göz içinde üretilir ve özel kanallar aracılığıyla dışarı atılır. Eğer sıvı yeterince boşaltılamazsa göz içi basıncı artar ve artan basınç göz sinirlerine zarar verir. Oluşan bu hasar kalıcıdır ve geri dönüşü yoktur” ifadelerini kullandı.

“BELİRTİSİ OLMAYAN SİNSİ BİR HASTALIK”

Glokomun genellikle belirti göstermeden ilerlediğini vurgulayan Prof. Dr. Kaya, birçok kişinin görme kaybı ortaya çıkana kadar durumun farkına varamadığını söyledi. Kaya, “Glokom oldukça sinsi bir hastalıktır. Göz tansiyonu 23, 24 hatta 25’e kadar çıksa bile kişi çoğu zaman hiçbir şey hissetmez. Ancak göz sinirlerindeki hasar belirli bir seviyeye ulaştığında görme yavaş yavaş azalmaya başlar. Ne yazık ki, bu noktada çoğu zaman geç kalınmış olabilir” dedi.

Glokomda genetik yatkınlığın önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Prof. Dr. Kaya, ailesinde glokom öyküsü bulunan kişilerin özellikle dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Kaya, “Anne, baba veya yakın akrabalarında glokom olan bireylerin, özellikle 40 yaşından sonra yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırmaları ve göz tansiyonlarını kontrol ettirmeleri hayati öneme sahiptir” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 2 MİLYON KİŞİ ETKİLENİYOR”

Glokomun genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Kaya, “Hastalık çoğunlukla 40 yaş sonrası daha sık görülse de gençlerde, çocuklarda hatta yenidoğan bebeklerde dahi rastlanabiliyor. Bu nedenle glokom için belirli bir yaş sınırı yoktur. Türkiye’de glokom hastalarının büyük bir kısmı hastalığının farkında değil. Tahminlere göre yaklaşık 2 milyon kişi glokomdan etkileniyor, ancak tanı almış ve tedavi gören hasta sayısı yalnızca 400 bin civarında. Yani birçok kişi glokom olduğunun farkında olmadan yaşamını sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

“TEDAVİDE GÖZ DAMLALARI ÖNCELİKLİ”

Glokom tedavisinde çoğu zaman ilaçların öncelikli olduğunu belirten Prof. Dr. Kaya, cerrahi müdahalelerin ise yalnızca belirli durumlarda gerekli olduğunu söyledi. Kaya, “Glokom vakalarının yaklaşık yüzde 95’i ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabiliyor. Göz damlaları sayesinde göz içi basıncı düzenlenebiliyor. Ancak bazı hastalarda ilaç tedavisi yeterli olmadığında cerrahi yöntemler de uygulanabiliyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/belirti-vermeden-ilerleyen-hastalik-glokom-gorme-yetisini-tehdit-ediyor-2486725

Kardeş Haber

https://mihenkhaber.com/sessiz-ilerleyen-tehlike-glokom-gormeyi-tehdit-ediyor

14.03.2026 19:16

Related Posts

Kaosun Ortasında Dinginlik Arayışı: Bilim Dünyasından 9 Adımda Sakin Kalma Rehberi

Küresel krizler ve bitmek bilmeyen olumsuz haber trafiği, bireysel kaygı düzeylerini zirveye taşırken; BBC bilim editörleri ruh sağlığını korumanın yollarını araştırdı. Bilimsel veriler ışığında hazırlanan dokuz yöntemlik bu seçki, belirsizliğin…

Magnezyumla Uyku Modası: Bilimsel Bir Çözüm mü Yoksa Sosyal Medya Efsanesi mi?

Dijital platformlarda hızla yayılan “uyku içecekleri” ve magnezyum takviyeleri, uykusuzluğa çare olarak pazarlanıyor. CNN International’ın mercek altına aldığı konuya dair uzmanlar, magnezyumun uyku kalitesini doğrudan artırdığına yönelik klinik bulguların yetersiz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir