Kanserde Yeni Dönem: Geliştirilen Genetik Test Milyonlarca Kadını Gereksiz Kemoterapiden Kurtarabilir

Meme kanseriyle mücadelede çığır açacak yeni bir genetik test, milyonlarca kadının bu yıpratıcı süreci yaşamadan, güvenli bir şekilde sağlığına kavuşabileceğini ortaya koyadı. Uzmanlar, elde edilen bu çarpıcı bulguların dünya genelindeki kanser tedavi protokollerini kökten değiştirebilecek tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor.

The Guardian’ın aktardığı bilgilere göre, küresel ölçekte en sık rastlanan kanser türlerinden biri olan meme kanserinde standart süreç, tümörün ameliyatla alınmasıyla başlıyor. Hastalığın nüksetme olasılığı yüksek görülen vakalarda ise koruyucu olarak kemoterapiye başvuruluyor. Ancak kemoterapi; saç dökülmesi, şiddetli mide bulantısı, kronik yorgunluk, uyku bozuklukları ve cilt problemleri gibi çok ağır yan etkileri beraberinde getiriyor. Hatta bazı hastalarda erken menopoz, kısırlık veya kalıcı bilişsel hasarlar (kemoterapi beyni) gibi yaşam kalitesini düşüren izler bırakabiliyor.

Bilim insanlarının geliştirdiği bu yeni genetik test ise hangi hastanın kemoterapiden gerçekten fayda sağlayacağını önceden tespit edebiliyor. Bu sayede, biyolojik olarak kemoterapiye ihtiyacı olmayan hastalar bu ağır tedaviden muaf tutulurken, tedavi başarısından da ödün verilmemesi amaçlanıyor.

6 Ülkeden 4 Bini Aşkın Hasta Üzerinde Denendi

İngiltere’nin öncülüğünde yürütülen ve “Optima” adı verilen uluslararası araştırmanın sonuçları, ABD’nin Chicago kentinde gerçekleştirilen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) yıllık kongresinde kamuoyuna duyuruldu.

Geniş kapsamlı bu çalışmada İngiltere, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland’dan yeni teşhis almış 4 bin 429 kadın hasta mercek altına alındı. Araştırmaya dahil edilen 40 yaş ve üzerindeki tüm hastaların ortak özelliği, dünyadaki tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan “hormon reseptörü pozitif” kanser türüne sahip olmalarıydı.

10 Yıllık Risk Analizi Yapıyor: Araştırmada kullanılan “Prosigna” adlı test, hastadan alınan tümör dokusundaki 50 özel genin aktivitesini detaylıca inceliyor. Bu moleküler analiz sayesinde kanserin önümüzdeki 10 yıl içinde tekrarlama riskini hesaplayarak, kemoterapinin o hasta için hayati bir gereklilik olup olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Test Sonuçları: Kemoterapi Her Hasta İçin Şart Değil

Araştırma kapsamında hastalar iki farklı gruba ayrılarak gözlemlendi:

 1. Grup (Standart Tedavi): Genetik teste bakılmaksızın tüm hastalara klasik yöntemle kemoterapi ve ardından hormon tedavisi uygulandı.

 2. Grup (Test Odaklı Tedavi): Tümörleri genetik testten geçirildi. Sonucu yüksek riskli çıkanlara kemoterapi verilirken, düşük risk grubundaki hastalara kemoterapi uygulanmadı; sadece hormon tedavisiyle süreç yürütüldü.

Beş yıl süren titiz takibin ardından, genetik teste göre düşük risk grubunda yer alan hastalara kemoterapi verilmesinin fazladan hiçbir avantaj sağlamadığı kanıtlandı. Kemoterapiyle birlikte hormon tedavisi alan hastaların yüzde 95’i beş yılın sonunda kansersiz ve sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ederken, kemoterapi almayıp yalnızca hormon tedavisi görenlerde de bu oran yüzde 94 olarak ölçüldü. Aradaki bu yüzde 1’lik farkın tıbbi olarak önemsiz olduğunu belirten araştırmacılar, düşük riskli hastaların kemoterapinin ağır yükünü taşımadan da güvenle iyileşebileceğini tescillemiş oldu.

“Kişiselleştirilmiş Kanser Tedavisinde Dev Bir Adım”

Çalışmanın liderliğini üstlenen University College London Meme Onkolojisi Profesörü Rob Stein, elde edilen sonuçların tıp dünyasının uzun süredir çözmeye çalıştığı bir düğümü çözdüğünü ifade etti. Stein, “Bulgularımız, birçok hastanın tedavi sonuçlarından ödün vermeden kemoterapiden güvenle kaçınabileceğini gösteriyor. Bu çalışma, tedavi kararlarının yalnızca klinik özelliklere değil, tümörün biyolojik yapısına göre verilmesinin önemini ortaya koyuyor” diyerek kararların hücresel düzeyde verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Projenin eş başkanlarından Glasgow Üniversitesi Meme Onkolojisi Profesörü Iain MacPherson da bu verilerin, hormona duyarlı meme kanseri vakalarında kemoterapi kullanımını güvenli bir şekilde azaltmak adına ellerindeki en güçlü kanıt olduğunu vurguladı.

Kanserle mücadelede yepyeni bir sayfa açan bu çalışma, hastaya özel hedefli tedavilerin önünü açıyor. Bu yaklaşım hem kadınların tedavi sürecindeki yaşam kalitesini korumayı vaat ediyor hem de dünya genelindeki sağlık sistemlerinin bütçelerini ve kaynaklarını çok daha verimli kullanmasına olanak tanıyor.

Kaynak

22:34

Related Posts

Kalp Cerrahları Uyardı: Masum Görünüyor Ama Sağlığa Zararı Büyük

Kalp ve damar cerrahisi uzmanları, modern yaşamın en yaygın alışkanlıklarından biri olan gazlı içeceklere karşı dikkat çeken uyarılarda bulundu. Her gün milyonlarca kişi tarafından tüketilen bu içecekleri “sıvı ölüm” olarak…

Bayramda bebek sağlığı için hijyen şart

Uzmanından Bayram Uyarısı: “Çocukları Şapur Şupur Öpmeyin, Yeni Doğanları Kalabalıktan Koruyun” Geleneksel bayram kültürümüzün en önemli parçalarından biri olan aile büyüklerinin çocuklarla yakın temas kurma isteği, özellikle yeni doğan ve…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir